Covid-19’un ilk çıktığı günlerde kamuoyunun tüm dikkatleri bu konuya odaklanmıştı. Her akşam haberlerde, TV proğramlarında günlük siyaset terk edilmiş, varsa yoksa Corana üstüne konuşuluyor ve tartışılıyordu. Türkiye’de siyasetin konuşulmadığı, siyasilerin konuşmadığı gün hemen hemen yok gibidir. Durum böyle olunca bir bakıma insanlar bak ne güzel siyasiler tek bir konuda anlaşabildiler, keşke her zaman böyle olsa demeye hazırlanırken, yardım konusu gündeme geldi. Valilikten izin alarak yardım toplayabilirsin dediler, ben yerel iktidarım kimseden izin almam kardeşim denildi. Hatta bunu fırsat bilen ABD menşeli TV spikeri ülkede sanki iki farklı yönetim varmış gibi ayrıştırıcı dil kullanmaya başladı. Model olarak alınan ülkelerde sağlık sistemleri çökerken, kurt dumanlı havayı sever dedikleri gibi açıkca ben Türkiye’yi dünyaya şikayet ettim diyerek övünme payı çıkartmaya çalışıldı. Dışardaki Fetö’cüler de pekmez bulmuş kara sinekler gibi bu yazıya üşüşdüler. Erdoğan, İstanbul’da 45 gün içinde 2 hastane yapacağız deyince; bir hafta sonra Kılıçdaroğlu canlı yayında Adana Belediyesi 10 günde 1000 yataklı hastane yaptı, devlet yapamadı dedi. Önce herkes şaşırdı nasıl olur bu diye, sonra ‘hastanenin’ fotoğrafları medyaya yansıdı. Kitap fuarı olarak kullanılan yere paravanlar kullanılarak kabinler kurulmuş, hastane denilecek hiçbir emare taşımıyor. Bu adam ya bizi aptal zannediyor, ya da kendisini ne hale getirdiğini bilmiyor. Gazeteci kılıklı adamda trene bakar gibi seyrediyor. Anlayacağınız kısa bir moladan sonra her şey kaldığı yerden devam ediyor.
KOCA VE SOYLU
Koca ve Soylu ikilisi Elazığ depreminden bu yana gece gündüz demeden görevlerinin başında canla başla çalışıyorlar. Sayın Fahrettin Koca’nın gösterdiği performans gerçekten olağanüstü derken bazı çevreler hemen devreye girerek, yok efendim Koca şu cemaata bağlıymış, yok efendim şu kadar hastanesi varmış gibi spekülatif haberler üreterek sözde Koca’yı gözden düşürmeye çalışmaları ibret verici. Kardeşim adam işini iyi yapıyor mu, yapmıyor mu ben ona bakarım denilince sesler kesildi.
Uzun yıllar politikada yer almış Süleyman Soylu, ne zaman AK Parti’yle birlikte askeri vesayete karşı çıktı, o günden bu yana bu çevrelerin en büyük düşmanı oldu. Hatta genel başkanlığını yaptığı Demokrat Parti’den ihraç oldu. O gün bunlara teslim olmadı ve Erdoğan’ın davetini kabul ederek siyasetteki yoluna devam etti. 15 Temmuz kalkışmasına gövdesini ortaya koyarak sokağa çıkması yıldızının parlamasına neden oldu. O tarihe kadar önemli görevlerde bulunanların bazıları uzun süre ses çıkarma zahmetinde bulunmadılar. İçişleri Bakanlığına getirilmesiyle birlikte başta Fetö, PKK, DHKP-C örgütlerinin ve onların medyada, STK’larda, siyasetteki uzantılarının boy hedefi oldu. İlk defa uyuşturucuya karşı, kadına şiddet konusunda radikal adımlar atarak önemli mesafeler alındı. Salgınla beraber çalışmalar yoğunlaşırken, sokağa çıkma yasağında yaşanan aksaklıklar nedeniyle Soylu linç edilirken parti içinde de bazı kesimlerin sessiz kalması, hatta onay vermeleri bardağın taşmasına neden oldu. İstifa ettiğini duyurduğu zaman ilk kontrol ettiğim Fetö ve PKK yanlısı hesaplar oldu. Hepsi düğün bayram ediyordu. Yıllarca açıktan söven sayan Portakal bile Soylu’ya övgüler düzüyor, istifa etmesini soylu bir davranış diye göklere çıkartıyordu. Gerçi bu arada milyonlarca mesaj istifaya karşı çıkıp, Erdoğan’ın istifayı kabul etmemesini istiyorlardı. Sayın Erdoğan, istifayı kabul etmeyince tüm umutlar suya düştü. İki gün önce övdükleri adamı bu sefer tiyatro yaptılar diye küfretmeye başladılar. Yazıya oturduğum saatlerde görevden alınan başbakanlık yapmış eski bir zat da, istifaya tiyatro demiş. Gülesim geldi. Hatırlarsanız; ben görevde olsaydım darbe olmazdı demişti. Gördünüz mü tiyatroyu, senaryoyu önceden gören Erdoğan tiyatroya izin vermedi. O gün de muhalifler bu adama destek oldular. Sonra ne mi oldu? Yıllarca küfredenlerle, küfredilen bu zat ittifak oluşturdular. Soylu’yu iyi tanımamışlar, tekrar bir Davutoğlu, bir Babacan ve bir Gül yaratabilir miyiz derken hüsrana uğradılar.
İNFAZ İNDİRİMİ
Salı günü infaz indirimi Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kamuoyunda af diye nitelenen bu uygulama gündeme geldiği günden bu yana bazı çevreler, başta muhalefet partileri olmak üzere terör suçundan tutuklananları düşünce suçlusu gibi göstermeye çalıştılar. Yıllardır basını ve siyaseti takip eden birisi olarak her zaman demokrasiden ve barıştan yana oldum. 141-142-163 gibi düşünceyi yasaklayan maddelere karşı mücadele edenlerle birlikte oldum. Adam; eline silah almamışlar da af kapsamına alınsın diyor. Yani banka soyarken gözcü olan, arabayı kullanan kişi banka soyguncusu olmaz diyor. Açık açık gazetelerde, TV’lerde darbe çığırtkanlığı yapacaksın, köprüde orda şurda masum sivillere ateş açacaksın! Ondan sonra, bunlar eline silah almamış, yok efendim bunlar askeri öğrenci emir yerine getirmiş gibi sözlerle darbecilere arka çıkacaksın. Bir de utanmadan, sıkılmadan tecavüzcüleri, kadına şiddet yapanlar çocuğa ve kadına taciz edenler af ediliyor diye yalan haberlerle kamuoyunu yanıltacaksın. Fetö’nün ve PKK’nın sitelerine ve videolarına bakarsınız kimler kimlere küfrediyor görürsünüz. Demek ki; bunlar affedilmiyormuş. Hatta CHP sözcüsü; “TBMM’de çocukların cinsel istismarının affına” ilişkin paylaşımlar yapılmaktadır.Külliyen yalan diyor.Kalın Sağlıcakla