HEDEF YÜKSELTMEKLE ENFLASYON DÜŞMEZ
Türkiye Ekonomisinde Gerçek Sorun: Üretim, Disiplin ve Güven
Merkez Bankası’nın enflasyon hedefini 5 puan artırması, teknik bir revizyon gibi sunulabilir. Ancak bu karar, aslında ekonominin içinde bulunduğu yapısal sıkışmanın açık bir itirafıdır. Hedefi yukarı çekmek, fiyat artışlarını kontrol altına almak değildir; sadece beklentiyi aşağı çekemediğini kabul etmektir.
Bir ülkede enflasyon hedefi sürekli yukarı revize ediliyorsa sorun para politikasının ötesindedir. Sorun, mali disiplinin eksikliği, üretim kapasitesinin zayıflığı ve serbest piyasa kurallarının seçici uygulanmasıdır.
Bugün Türkiye’de yaşanan kriz, yalnızca faiz politikası krizi değildir. Bu bir güven krizidir.
1. ÜRETMEYEN EKONOMİ ENFLASYONU YENER Mİ?
Enflasyonla mücadele sadece faiz artırarak olmaz. Eğer bir ülke üretmiyorsa, katma değerli sanayi üretimi artmıyorsa, teknoloji ihracatı yoksa, enerji bağımlılığı devam ediyorsa, fiyat istikrarı kalıcı olarak sağlanamaz.
Türkiye’nin temel sorunu talep enflasyonu değil, maliyet enflasyonudur.
Enerji ithalatına bağımlılık
Döviz girdisine bağımlı sanayi
Tarımda verimlilik düşüşü
Ara malı üretimindeki yetersizlik
Bunlar çözülmeden enflasyon hedefi değiştirmek sembolik bir adımdır.
Enflasyon beklentisi, güvenle düşer. Güven ise üretimle oluşur.
2. TASARRUF ETMEYEN DEVLETİN ENFLASYONLA MÜCADELESİ İNANDIRICI DEĞİLDİR
Enflasyonla mücadele ederken kamu harcamalarının genişlemeye devam etmesi büyük bir çelişkidir. Para politikası sıkılaştırılırken maliye politikası gevşek kalıyorsa ortaya uyumsuz bir yapı çıkar.
Ekonomide temel ilke şudur:
Devlet tasarruf etmeden vatandaş kemer sıkamaz.
Kamu:
İsrafı azaltmalı
Şeffaf bütçe disiplini uygulamalı
Verimsiz teşvikleri sonlandırmalı
Kamu-özel projelerinde yükümlülükleri yeniden yapılandırmalı
Aksi halde, Merkez Bankası faiz artırarak fren yaparken maliye politikası gaz pedalına basmaya devam eder.
Bu çelişki, piyasada güveni zedeler.
3. SERBEST PİYASA DÖVİZDE UYGULANMIYORSA EKONOMİ DOĞAL DENGESİNİ BULAMAZ
Kur baskısı, kısa vadede enflasyonu sınırlıyor gibi görünse de orta vadede üreticiyi ve ihracatçıyı cezalandırır.
Türkiye’nin ihracatçıları bugün üçlü baskı altında:
Yüksek finansman maliyeti
Reel olarak baskılanmış kur
Artan iç maliyetler
Turizm sektörü de aynı şekilde maliyet artışını fiyatlara yansıtmakta zorlanıyor.
Serbest piyasa ekonomisi seçici uygulanamaz. Eğer faiz serbest, fiyatlar serbest ama kur kontrollü ise bu bir karma model olur ve güven üretmez.
Kurun doğal dengeye bırakılmadığı bir ortamda:
İhracat yavaşlar
Cari açık yeniden artar
Döviz ihtiyacı kronikleşir
Uzun vadede bu baskı daha büyük bir düzeltmeye yol açar.
ÇÖZÜM NEDİR?
Eleştirmek kolaydır. Çözüm üretmek zor ama mümkündür. Türkiye’nin çıkış yolu 5 başlıkta toplanabilir:
1. GERÇEK MALİ DİSİPLİN
Kamu harcamalarında 10-15 oranında yapısal kesinti
Gereksiz yatırım projelerinin ertelenmesi
Şeffaf ihale sistemi
Bütçe dışı yükümlülüklerin açıklanması
Bu adım, piyasaya “devlet de kemer sıkıyor” mesajını verir.
2. ÜRETİM ODAKLI SANAYİ POLİTİKASI
Ara malı üretimi için stratejik teşvik
Enerji bağımsızlığı yatırımları
Yüksek katma değerli sektörlere yönelim (savunma, yazılım, biyoteknoloji, makine)
Tarımda kooperatif ve verimlilik reformu
Türkiye, tüketim ekonomisinden üretim ekonomisine geçmeden enflasyonu kalıcı düşüremez.
3. KURDA ŞEFFAFLIK VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK
Kur tamamen serbest bırakılmak zorunda değildir; ancak:
Müdahale mekanizması şeffaf olmalı
Rezerv kullanımı açıkça paylaşılmalı
Reel efektif kur dengesi gözetilmeli
İhracatçıya öngörülebilir bir kur politikası sunulmalıdır.
4. FAİZ–ENFLASYON İLETİŞİMİNDE GÜVEN
Merkez Bankası hedef revizyonu yerine:
Orta vadeli yol haritası açıklamalı
Beklenti yönetimini güçlendirmeli
Siyasi baskı algısını ortadan kaldırmalı
Merkez Bankası bağımsızlığı sadece hukuki değil, fiili olarak hissedilmelidir.
5. TASARRUF VE YATIRIM KÜLTÜRÜ
Toplumsal düzeyde:
Tasarruf oranları artırılmalı
Tüketim kredileri sınırlandırılmalı
Üretken yatırımlar teşvik edilmeli
Kredi genişlemesiyle büyüme sürdürülebilir değildir.
SONUÇ
Enflasyon hedefini artırmak, gerçeği değiştirmez. Sorun para politikası değil; üretim modeli, mali disiplin ve güven eksikliğidir.
Devlet tasarruf etmiyor, üretim artmıyor, kur baskı altında tutuluyor ve maliye politikası ile para politikası senkronize çalışmıyorsa, ekonomide kalıcı düzelme beklemek gerçekçi değildir.
Ancak bu tablo kader değildir.
Türkiye genç nüfusa, girişimci ruha ve güçlü üretim potansiyeline sahip bir ülkedir. Doğru politika setiyle 3–5 yıl içinde dengelenme mümkündür.
Şart şudur:
Popüler kararlar değil, zor ama doğru kararlar alınmalıdır.
Ekonomi bilimi inatla değil disiplinle çalışır.
