1970 - 1985 yıllarında Köyüm Çankırı Orta Kanlıca da Hayvancılık ve çiftçilikle uğraşan halkımızın, yayla göçünü ve yayla hayatını günümüze taşıyarak nostalji yapmak istedim.
Her yıl Mayıs ayının ortalarında az veya çok malları olan köylüler yaylaya çıkar, yaylalarda 40 en fazla 50 gün kalırlar dı.
Yaylaya çıkma zamanı insanlar bayrama hazırlanır gibi hazırlanır, yaylada kalacakları süre için bir ön hazırlık yaparlardı.. Davar, keçi, Sığır, Mandalar son iki gün köyde üst üste sağılır, sonra çobanların eşliğinde yayla yoluna koyulurlardı..
Su matarası belinde, asası elinde, sırt çantasında (*)keşi, köy çöreği ve azığı olan çobanlar, köpekleri ve eşeğiyle yollara düşerlerdi. Bazı çobanlarında kavalı elinde, hiç bir musiki dersi almamış çobanların kavalı ndan çıkan sese, hayvanlar hayran olur, onun nameleri altında yayla yollarına düşerlerdi.
Bu hayvanlar ve çobanlar arasında güçlü bir bağ oluşur, birbirlerini anlar söz dinlerler. Çoban eşliğinde hayvanlar yaylım yaparak, Kanlıca, Bokluca tepesi eteklerinden, Salur ve Kalfat meralarına zarar vermeden, mağaralardaki otlak alanları üzerinden, kendi sınırları içerisinde yürüyerek yaylaya varırlardı... .
İnsanlar ve eşyalar çok önceki zamanlarda at, manda, öküz arabalarıyla taşınırmış. Benim çocukluğumda eşek üzerinde gidip gelen insanlar, tek tük at arabası ve daha çok Traktörler bu işleri yapar olmuştu.
Yaylalarda bugün olduğu gibi o zamanlarda da ciddi içme suyu sıkıntısı vardı. Yaylada kalanlar, geçenin üçünde çörten de ve kuzu pınarda su kuyruğuna girer, eşek sırtında, ellerinde (*)helke, kova veya plastik bidonlarla ihtiyaçları olan suları taşırlardı.
Koyunlar gece saat 04:00 de sağılmadan, 06:00 da büyük baş hayvanlar sağılarak, otlanmaları için çobanların eşliğinde meralara salınır dı.
Koyunlar sabah saat 10:00 gibi yayla önüne gelir, herkes kendi koyunlarını sağar, sonra kuzuların emmesi için bırakırdı. Koyun ve kuzuların buluşması görülmeye değer bir olaydır.
İkindi vaktinde gençler tarafından koyun ve kuzular birbirinden ayrılır, buda insanlara ayrı bir güzellik ve heyecan yaşatırdı.
Akşam hava kararmaya başlayınca koyun ve sığırlar evlerinin yolunu bulduktan sonra, bunu fırsat bilen gençler kapı önlerinde, meydanlarda toplanır, Porsuk denilen bir bitki yakılır ve elde sallanırdı. Hem etraf aydınlanır, hem gençler eğlenmiş olur, hemde yayla havası akşamları sert olduğu için, gençlerin içi sınırdı.
Gece yaylalara köy veya şehirlerden gelen misafirler için, yayla bacalarından (*)debme sallardık. O kişi debmeye bir şeyler koyar şeker, kuruyemiş gibi yukarı çeker yerdik.
Yüksek tepelerden, yığıntaştan, su yollarından, kader çiçeği, susam, adaçayı, kekik, kuşburnu topladık. O mevsimlerde kanlıca mantarıda bol bol olurdu..
Taze peynir, taze süt, kaymak, ayrandan bol bol yenir, kışlık peynirler hazırlanır dı. Yaylaların olmazsa olmazı (*)höşmerim her yayla evinde mutlaka bulunur, ikramlar yapılır dı.
Gençler kız, erkek ayrı olarak kendi aralarında çelik, çomak, tura, ip atlama, saklambaç, birdirbir gibi, daha pek çok yöresel oyunlar oynarlar dı. Ağaçlardan toplanan (*)mazı ve misketlerlerlede oynanan oyunlar meşhurdu. Yayla hayatı genç, ihtiyar, çocuklar herkes için dolu dolu ve hareketli ve heyecanlı geçerdi.
Gençler yayla arkasındaki yığıntaşta toplanır türkü, şarkı, mâni yarışmaları yapar, aşık oldukları kızlar için medhiyeler düzer, kendi aralarında şakalaşırlardı..
Bu günlerde yaylamızda hayvancılıkla uğraşan 11 aile gördüm. Onlarında 'elektriksizlik, susuzluk ve yol'suzluk' gibi daha pek çok sorunlarına şahit oldum.
Aslında yayla hayatı ölmemeli, Toprak diri ve canlı tutularak ağaçlar dikilmeli, su ve elektrik ihtiyacı karşılanmak suretiyle oralardaki dede yadigarı yerler, gelecek nesillere yok edilmeden aktarılmalıdır..
(*)Keş; Süzme yoğurdun kurulmasıyla elde edilen bir peynirdir.
(*)Helke; Bakırdan yapılmış su taşımakta kullanılan bir kap.
(*)Debme; Bakırdan yapılmış ağzı kapalı sıvı yemek taşıma kabı..
(*)Höşmerim; Yöresel yağ, irmik ve sütten yapılan bir tatlı çeşiti..
(*)Mazı; Mazı ağacında yetişen misket büyüklüğünde veya daha büyük ağacın yenmeyen odunsu meyvesi..
Bu araştırma da emeği geçen; 'İsa Böcek ve Recep Özdemir' kardeşlerime teşekkürler ederim..
Ahmet Ali Canbaz 12/08/2021
