Çerkeş Vuslat Haber
alı rıza

KURBAN İBADETİ ve KISA TARİHÇESİ

KURBAN İBADETİ ve KISA TARİHÇESİ
02 Ağustos 2019 - 22:04 'de eklendi.

KURBAN İBADETİ ve KISA TARİHÇESİ

 

Kurban, kelime mana olarak; “yaklaşmak, yakınlaşmak, yakın olmak” anlamlarına gelir. Kurban; ibadet maksadıyla belirli bir vakitte belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun bir şekilde boğazlamak veya bu şekilde boğazlanan hayvan demektir.

Kurban ibadetinin tarihi süreç içinde icra edilmediği bir zaman ve mekân yoktur. Allah inancının olduğu yerde kurban ibadeti de var olmuştur. Çok tanrılı ve putperestlik denen dinlerde de kurban olmuştur. Ancak şekil ve amaç yönüyle aralarında farklılıklar görülmektedir.

Kurban ibadeti Hz. Âdem ile (Maide Suresi, 27. ayet.) başlayan Peygamberlerle, Hz. İbrahim ve (Saffat Suresi, 102-107. ayetler.) Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ile (Kevser Suresi,  1-2. ayetler.) devam eden ve kıyamete kadar da Müslümanlarca yaşanacak olan önemli bir ibadettir. Ancak dinlerdeki uygulama şekli farklılaşmış, Yahudilik ve Hıristiyanlıkta kurban anlayışı bir hayli değişikliğe uğramıştır.

Kurban ibadetinin devrim niteliğindeki esas dönüm noktası Hz. İbrahim’e aittir. İnsan kurbanına son verilmesi, fidye olarak hayvan kurban edilmesi, kesin bir duyuru olmuştur. Olay Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçer: “İbrahim: Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum. O beni doğru yola eriştirir, dedi. Rabbim, bana iyiler­den olacak bir çocuk ver, diye yalvardı. Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik. Çocuk kendisinin yanı sıra yürümeye başla­yınca: Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığı­mı görüyorum, bir düşün, ne dersin, dedi. Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap. Allah dilerse sabredenlerden olduğumu göre­ceksin, dedi. Böylece ikisi de Allah’a teslimiyet gösterip, babası oğ­lunu alnı üzerine yatırınca, Biz: Ey İbrahim! Rüyayı doğruladın, işte biz iyi davrananları böylece mükâfatlandırırız, diye seslendik. Doğrusu bu büyük bir imtihandı. Ona fidye olarak büyük bir kur­banlık verdik. (Saffat suresi, 100-110. ayetler.)

Kurban kesmek Kur’an-ı Kerim’in Hac Suresinin 28.34.36. ve 37. Kevser Suresinin 2. ve En’am Suresinin 162. ayetlerine göre vaciptir. (Hanefilere göre vacip olan kurban kesmek, Şafi mezhebinde sünnettir)

PSİKO-SOSYAL AÇIDAN KURBAN

 

Aslında bütün ibadetler Allah içindir. Hiçbir ibadet psikolojik veya toplumsal yarar için yapılamaz. Bununla birlikte her ibadetin psikolojik ve sosyolojik faydaları da vardır. Kurban ibadetinin psikolojik ve sosyal katkılarını aşağıdaki gibi inceleyebiliriz:

Bakara Suresi’nin 30. ayeti, insanı tanımlarken, fesat çıkaran ve kan akıtan bir varlık olarak açıklamaktadır. Alak Suresi’nin 6. ayetinde ise Yüce Allah “insanın azgın” olduğunu vurgulamaktadır. Maide suresi 27-30. ayetlerde ise insanın doğuştan sahip olduğu saldırganlık içgüdüsünü terbiye etmek için kurban kesmenin gerekliliğini anlıyoruz. Kurban ibadetinin öncelikli amacı bu psikolojik eğitimdir. Bu durum modern psikolojide ise insanın şiddete eğilimi olarak izah edilir. Kurban kesmek kan akıtma denen şiddet eğilimini disipline edebilir. Kan akıtan insan, bir Müslüman hem kurban kesiyor ve hem de sebepsiz yere can alıyorsa, kurban ibadetini bir daha gözden geçirmelidir. Prof. Dr. Ali Murat DARYAL kurbanı önleyici bir ruh sağlığı hizmeti olarak görüyor.1

Bu bağlamda Medeniyetleri, kurban kesen ve kurban kes­meyen medeniyetler diye iki kategoride toplayabiliriz. Kur­banı, sebebini, etkilerini anlayabilmek için tahlile böyle başla­mak gerekir. Çünkü her amelin, her hareketin, her psikoloji­nin arka planında bir kültür sistemi vardır, o da bir medeni­yet sistemine dâhildir.

Kurban kesmeyen medeniyetlerde insan tavrı, çoğunlukla şiddet ve kan akıtmaya yöneliktir. Tabiat, hayvanlar ve diğer insanlar karşısındaki tavırları hep yıkıcı ve can yakıcıdır. Sporla­rı bile bu şekildedir. Spor türleri ve yapılış şekilleri de bir kül­tür ve medeniyetin tezahürleri olduğuna göre, kurban kesme­yen medeniyetleri bu yönden incelemek gerekir. Örneğin Haçlılar Kudüs’e girdiği zaman binlerce Müslüman’ı kılıçtan geçirdiler. Atların dizlerine kadar insan kanına battığı söylenir. Selahaddin Eyyübi, Kudüs’e girdiğinde, ‘İsteyen şehri terk etsin. Kimseye dokunulmayacak, isteyen kalsın’ diyor. Ordusu da bu emre uyuyor. Boğa güreşle­ri, boks, arenada öldürücü dövüşleri, sonucu ölümle sonuçlanabilen araba ve otomobil yarışları, Ebu Gureyb cezaevi işkenceleri kurban kesme­yen medeniyetlere hastır. Daha sonra yeni bir terbiye sistemiyle de terbiye edilmemişlerdir. Bu medeniyetin psikolojik temelinde tatmin arama, zevk alma ön planda bulunur.

İslam medeniyetinin terbiye ettiği insan tipinin, tâbi tutulduğu bir psikolojik terbiye mekanizması vardır ki, işte kan dökücülüğü asgariye indiren, onu daha çok insanileştiren, saldırganlık içgüdüsünü, hayalî ve nazarî terbiye usulü ile değil, amelî ve gerçek bir usulle terbiye eden bu psikolojik terbiye işlemi kurbandır. Bu nedenle kurban, Müslüman kişinin kültür ve medeniyetinin alt yapısında yerini almış, insan davranışını iyileştirmiştir.

Spor dâhil, birçok davranışın temelinde saldırganlık içgü­düsünün tatmin olup olmaması yatar. Bu içgüdüyü ve mace­rasını toplumla birlikte düşünmek ve analiz etmek gerekir. Toplum kişiye devamlı bir gerilim veriyorsa, bu gerilim, ken­dine ve diğer varlıklara karşı bazı olumsuz tavırlarla sonuç­lanabilecek, kişiler arası ilişkilerde kendisini gösterir. Toplumda çıkan kavgalar, dövüşler, vurup kırmalar, cinayet­ler, intiharlar, her türlü suç işlemeler, belirli bir gerilimin bir sınırı aşması sonucudur. Çünkü insanın psikolojik yapısında çatışma mevcuttur.

İşte kurban kesmek, insanlarda çatışmadan ileri gelen bir­çok olumsuzluğu önler. Gerilim bir yerde boşalmış, kalkmış olur. Hem saldırganlık içgüdüsü cevapsız kal­mamış, hem çatışma duygusu giderilmiş olur. Böyle bir toplumda, ki­şiler arası ilişkilerde yumuşaklık ve esneklik oluşur. Öldürme, yaralama ve benzeri olaylar azalır.

Peygamber Efendimiz Hz. Aişe’ye diyor ki, “Ya Aişe, bir kurban da sen kes. Kesemiyorsan başında bulun.” Kurban bir tedavidir. Hadisi bu tezi desteklemektedir. Onun için kurban kesmede aslolan kurban kesecek kişinin kurbanını öncelikle kendisinin kesmesidir. Eğer kesme işlemini kendisi yapamıyor ise en azından kurbanı kesilirken başında durmasıdır. Bu itibarla, kurban kesiminin insan psikolojisine tesirini doyasıya yaşamak isteyen bir kişi, mümkünse kendi kurbanını kendisi kesmeli, can vermenin zorluğunu iliklerine kadar hissetmelidir. Kurbanını vekâlet ile başka bölgelerde kestiren kişiler ise bizzat kurban kesim alanlarına gidip, can verme psikolojisini ruhu ile birlikte izlemelidir.

Modern dünyamızın şehir hayatında Müslüman bireylerin bir takım ibadetleri yerine getirmekte zorlandığını bu ibadetlerin başında da kurban ibadeti geldiğini görmekteyiz. Bu zorluk karşısında Müslümanlar ibadetlerini kendileri yapmak yerine bir takım vakıf ve dernekler aracılığı ile kurban ibadetini yerine getirme yoluna gitmektedirler. Bu durum fıkhî açıdan bir sorun teşkil etmemekle birlikte yapılacak olan ibadetin asıl amacından uzak bir şekilde yapılmasına sebep olmaktadır. Aynı zamanda da istismara açık bir konudur. Bu ülkede arife günü bile kurban sahiplerine “kurban etiniz diye” getirenler bile olmuştur. Onun için büyük şehirlerimizde yaşayan Müslümanların kurban ibadetlerini doğru düzgün yerine getirebilmeleri için yerel yönetimler uygun ortamı hazırlamak mecburiyetindedirler. Bu konudaki son yıllardaki çalışmalar sevindirici olmakla birlikte yeterli değildir. Kahır ekseriyetinin Müslüman olduğu söylenen ülkemizde halkımızın bu ibadeti yerine getirme arzusu sevindiricidir. Ancak kurban keserken karşılaşılan görüntülerin bir kısmı elbette ki hoş değildir. Ancak görüntüler hoş değil diyerek insanlarımızı bu ibadetlerini yerine getirememe durumu ve bunun sonucunda da tamamen kurbanlarını bir takım vakıflara ve derneklere havale etmeleri de hoş değildir. Kurban ibadetinin özüne uygun da değildir.

Her ibadetin olduğu gibi kurbanın da nihai amacı, insanın takvasını artırmaktır. Bütün ibadetlerde amaç, sorumluluk bilinci anlamına da gelen takvaya ulaşmaktır. Sorumluluk bilincine ulaşmanın yollarından biri de kurban ibadetidir. Kurban, insanın takvasını artırır. “Elbette kurbanların ne etleri ve ne de kanları Allah’a ulaşır”. (Hac suresi, 37. ayet.) Gösterişten uzak ve sadece Allah rızasını umarak yapılan ibadet takvanın kendisi olmaktadır.

Kurban ibadeti, nefsin ve kalbin arındırılmasıdır. İnsanın gönlündeki sahte ilahları oradan çıkarmakta, insanın kalbini sahte putlardan (Hz. İbrahim gibi) temizleyip arındırmakta ve tevhit inancının yerleşmesi eğitimini vermektedir.

Elbette kurbanın belirli günlerde kesilmesi ve ibadet ol­ması, Müslümanlar arasında birlik, beraberlik ve yardımlaş­mayı doğurur. Yani bu ibadetten sosyolojik sonuçlar doğar. İnsan psikolojisi, biyolojik ve sosyal hayat nasıl gerçekse, kurban da bu hayat nizamının içinde yerini almış bir gerçektir.

Kurban, bir hediyeleşmedir. Yüce Allah, Hac suresi’nin 36. ayetinde, kurban etlerinin nasıl dağıtılacağını da açıklamaktadır. Ayet şöyledir: “…Kurbanlık hayvanların etlerinden kendiniz yiyiniz, tok komşunuza ve hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin.”  Bu demektir ki, kurban etini üçe bölüp dağıtmak bir zorunluluktur. Kurban kesenin aslında takvası Allah’a gidecektir ama etini dağıtmakla da yaptığı infakın sevabını kazanacaktır.

Kurban toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar. Sosyal adaletin gerçekleşmesinde katkıda bulunur. Özellikle et satın alma imkânı hiç bulunmayan veya çok sınırlı olan yoksulların bulunduğu ortamlarda kurbanın bu rolünü daha belirgin bir şekilde görmek mümkündür. Zengine malını Allah’ın rızası, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama alışkanlığını verir, onu cimrilik hastalığından ve dünya malına tutkunluktan kurtarır.

Dinimizin güzelliklerinin farkına varmamız gerekir. Kurban kesmek bir ibadettir. Kurban Allah’a yaklaşmaktır, kurban Allah’a kul olmanın şuuruna ermektir. Kurban Allah yolunda fedakârlığın bir ifadesidir. Kestiğimiz kurbanla, hak yolunda malımızı hatta Hz. İbrahim ve oğlu İsmail gibi canımızı bile feda edebileceğimizi ifade etmiş oluyoruz.

Biz Müslümanlar kurban kesmek suretiyle hem Allah’ın emrini yerine getirmiş, hem de milletinden olduğumuz Hz. İbrahim peygamberin, aynı zamanda ümmeti bulunduğumuz Hz. Muhammed’in sünnetini yerine getirmiş oluruz.

Bu vesile ile aziz milletimizin ve İslam âleminin kurban bayramını tebrik ediyor, bayramın bütün Müslümanların hiçbir güç ve kuvvete değil İbrahim’ce ve İsmail’ce sadece ve sadece Yüce Allah’a teslim olmalarına vesile olmasını diliyorum.

 

Ali RIZA

 

1.Ali Murat DARYAL, Dini Hayatın Psiko-Sosyal Temelleri, s.34,36

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
KÖŞE YAZARLARI
İLGİLİ HABERLER